24 Aralık 2010 Cuma

Uzaklaşmak Üzerine

Sabah erken iniyor buralara. İnsanı uykusundan uyandırıyor.
Sonra Volkan Fuego var. İki gündür beni erkenden uyandırıp sokaklara düşüren Antigua sabahlarındaki gösterisini sürdürüyor. Arnavut kaldırımlı sokaklar var. Bir yanı sıcak diğer yanı soğuk. Her sabah aynı saatlerde bulutlar aynı şekilde Volkan Agua’nın zirvesinin hemen altında ince bir çizgi halinde uzanıp, benimle birlikte Fuego’nun gösterisini izliyor.
Uzak sahiden uzak hissettirebiliyor. Kuşlar sahiden başka ötebiliyor. Yazı yazmak, insanlara gözlerini anlatmak isteği, silikleşebiliyor.
Önceden yaşadığın bir kente yeniden gelip, arkadaşlarının kapılarını çalıp, taşınmış olduklarını duymak özlemini büyütebiliyor. Evlerinin karşısındaki bakkala gidip, burada bir çocuk otururdu, Kore asıllıydı, adı Pablo’ydu, nerededir bilir misiniz diye sormak ve bir yanıt alabilmek insanı sevindirebiliyor. Ama birinin adresini bilmek onu bulabileceğin anlamına gelmeyebiliyor.
Fuego ısrarla patlayabiliyor. Cümleler ısrarla kısalıp, uzaklara ulaşmak, uzaklara haber iletmek istemediklerini fısıldamaya başlayıp, seni üzebiliyor.
Dünyalar arası geçiş gerçekleşirken, insanın bahar gibi davranıp, üzerine kar yağma ihtimaline karşın, çiçeklerini açtırabilmek için bütün gücünü tohumlarında toplayıp, saçılıp dağılmaması gerekebiliyor. Baharı bekleyen ağaçları örnek alıp, susması icap edebiliyor.
İnsanın bir yanı keşke böyle olmasa, keşke uzaklar bu kadar uzak hissedilmese diye boşuna hayıflanabiliyor. Keşke uzaklara haber iletmenin ne anlamı olduğunu anımsayabilsem diye yanabiliyor.
Yıldızlar beni azarlamak için sıraya girmiş bekliyor. Bize geldiğini kanıtla diye bağırıyor gökyüzü.
İnsan uzak bir ülkede bir kiliseye girip ikinci rahiple tanışabiliyor. Bu rahibin adı Poncho olup, bu rahip kilisenin damına çıkıp, kilise çanının arkasına saklanıp, siz sokaktan geçerken arkanızdan İşilllll, diye bağırıp, çatıdan olsa olsa kuşların size sesleneceğine inanan aklınızı şaşırtabiliyor. Poncho’nun kapkara teni, koca bir göbeği, kısacık boyu ve sürekli gülümseyen bir yüzü olabiliyor. Poncho koca bir kuşa bile benzeyebiliyor.
İnsan yazdıkça kelimeler ve mesafelerin arası kapanabiliyor. İnsan buna sevinip, erken inen bir başka günün sabahında, kelimelerden medet umabileceği ihtimalini görüp, kahvesinden bir yudum alıp, suskun oturabiliyor.
İnsan her şey olabiliyor, insanın başına her şey gelebiliyor da gökle arasındaki hikayenin silinmiş kısımlarını yeniden yazabilecek, yeniden hatırlayabilecek gücü kendinde bulabiliyor mu acaba? İnsan gitmeye cesaret edebiliyor da, gidenin arkasından sevinebilenler kendilerinin de bir başka cesaret örneği sergilediklerinin farkına varabiliyor mu?
Gün gelip de bu volkanların heyecanı diniyor mu? Sahi, yarın gün geliyor mu?

1 yorum: